top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıOnur Tatar

CHRISTIANIA- AN UTOPIA OR A MARKETING INTELLIGENCE?

Kopenhag şaşırtıcı bir şehir. Estetik, düzenli, doğası muazzam şehirde bu şaşırtıcı adreslerden birisi var ki, benzerine dünyanın herhangi bir yerinde rastlamanın pek de mümkün olmadığını düşünüyorum ki; bu yerin adı Christiania.

Resmi adıyla Freetown Christiania. Fristaden Christiania yani ÖZGÜRŞEHİR CHRISTIANIA.

Sloganları “ Bizi öldüremezler.”

CHRISTIANIA, özerk bir bölge. Bine yakın sakini var bu bölgenin. Kendi bayrağı var. Yanlış okumadınız bayrağı var. Kırmızı zemin üzerinde, üç adet sarı dairenin olduğu bu bayrakta yer alan sarı daireler, Christiania kelimesinde yer alan “i” harflerinin üzerindeki noktaları temsil ediyor.



( Christiania Bayrağı )

Lon adını verdikleri bir paraları var. Ama tüm alışverişler Kron ile yapılıyor. Girerken herhagi bir kontrole tabi değilsiniz. Çıkarken “Avrupa Birliği topraklarına giriyorsunuz.” tabelası size elveda diyor.




Dış duvarları ve içeride her yeri yüzlerce grafiti süslüyor.



Kendi kuralları olan bölgede, niteliğine bakılmaksızın silah kullanımı yasak. Hırsızlık yapan kişinin ise bölgede barınmasına asla izin verilmiyor. Motorlu araç kullanmak da yasak.

Güvenliği halk kendisi sağlıyor. Bu konuda Danimarka hükümeti ile bir anlaşma yapmışlar.

Kendi futbol takımları var ve polisle sık sık maç yapıyorlar. Bölgede 400'ün üzerinde köpek olduğu varsayılıyor. En sevdikleri şey köpekler. Ama köpekleri sahiplenmek yasak.

Kendisini “anarşist komün” olarak tarif eden bu özerk bölgede özellikle üç şey yasak. Birincisi “koşmak.” Evet burada koşmak yasak. Çünkü koşmak dışarıdan bir polis baskını ya da saldırı olarak anlaşılıyor.

İkinci yasak ise, fotoğraf çekmek. Fotoğraf çekimine kesinlikle müsaade edilmiyor. Bu konuda her yerde uyarı var ve gerçekten sert bir muameleye maruz kalabilirsiniz. İçeride bir fotoğrafım yok. Hatıra amacıyla sadece girişinde bir fotoğraf çekebildim.

Üçüncü yasak ise sert, kimyasal uyuşturucu maddelerin satışı ve kullanımı.

1970'li yıllarda, terkedilmiş bir askeri bölge olarak kullanılan bu alan, hippilerce yavaş yavaş yerleşime açılmış. Bölgeye yerleşen hippiler, kendi üretimlerini yapmaya başlamışlar. Tarımsal üretim zamanla yerini esrar ve mariuana gibi uyuşturucu maddelerin üretimi ve satışına bırakmış.

“Kendi bisikletlerini, kendi biralarını üretiyorlar.” masalı çok da uzun sürmemiş.




Gece, masa lambalarının altında, küçük tezgahlarda yapılan uyuşturucu satışı, gündüz ise yerini bir panayıra bırakıyor. Gece, ışıksız sokaklarda oldukça ürkütücü bir manzara sizi bekliyor. Önyargılarımdan kurtulmak için bir de gündüz gitmeye karar verdim. Gündüz ise geceden oldukça güvenli.

İçerisinde, bar, kafe, büfe, restoran, harika bir gölet, kaykay yapanlar için bir platform ve mini bir konser alanının bulunduğu bu anarşist komünü, gündüz ve gece binlerce turist ziyaret ediyor.




“Kafa yapmak” için gelen gruplar ortamın tadını çıkarıyor.

Kimilerince “Şirinler Köyü” olarak tarif edilen bu bölgede hem gündüz hem de gece gezme şansı buldum. Şirin olan bir tarafını göremedim. Belki ortamı böyle alışkanlıklarım olmaması nedeniyle yadırgadım.

Hele ki, ortak üretim, paylaşım, komün gibi ifadeleri ise gerçekçi bulmadım. Buranın bir “ütopya” olarak tarif edilmesinin ise abartıdan öte haksızlık olduğunu gözlemledim. Neyin ve kimin ütopyası olduğunu ise anlamadım.

Sert ve kimyasal uyuşturucu madde kullanmanın ve satışının yasak olduğu, ancak bakkaldan ekmek alır gibi bir rahatlıkla esrar, mariuna gibi maddelerin tüketildiği bu bölge Amsterdam'ın Coffee Shop'larından daha sahici. Amsterdam, Christiania'nın yanında hikaye kalır.

Bu bölgeyi temsil eden küçük hediyelik eşyalar ararken, yüzüme garip garip bakan satıcı bana uyuşturucu madde dışında sadece magnet ve tshirt sattıklarını söyledi.

Yaşamı boyunca sigaraya bile fazla yüz vermeyen benim gibiler için “kafa yapan” güzel biralar ideal. Underground barlarda takılmak ve rock müzik dinlemek ise burada yapılabilecek en keyifli şey.

Burası bir uyuşturucu süpermarketine dönüşmüş. Duyanın tezgah açtığı bu bölgenin sakinleri devlete vergi vermiyor. Önünden 9A numaralı otobüs geçiyor. Kentin göbeğinde, Kurtarıcı Kilisesi'nin hemen arkasında, duvarların ardındaki bu bölgeye daha önce müdahale edilmek istenmiş; ancak Kopenhag halkının ayaklanması ve tercihini bu bölgeden ve bölge insanlarından yana kullanması nedeniyle hükümet şimdilik buraya ilişmiyor.

Bölgenin kendisine ideolojik bir anlam yüklemek ise oldukça gereksiz. Berbat yollar, kesif bir koku, kendi çöplerini vergi vermedikleri belediyeye toplatan bir düzen var burada.

Tarımsal üretim deyince, kendi kendini idame deyince burayı köy kooperatifi zannedenlere şunu söylemek isterim ki; herkesin sattığı şey ne inekten sağdığı süt, tarlada yetiştirdiği domates. Gündüz gece bu tezgahlarda hiçbir üretimin satışı yok. Sadece ve sadece uyuşturucu satışı var.

Burası bir sosyal deney alanı. Özgürlükler ülkesi Danimarka'nın turizm cenneti. Milyonlarca Euro'luk bir gelir kapısı. Kontrollü uyuşturucu satışının yapıldığı demlenme mekanı. Sokaktaki köpeklerin bile kafası güzel. Aynı adlı birası ise çok güzel.

Ne selamlaşan şirin insanlar, ne de bir dayanışma hali gördüm. Beyoğlu Tarlabaşı kıvamındaki bu yerde araba kullanılmıyor. Bisiklete binildiğini ise görmedim. Sadece kafayı bulmaya gelmiş kayıtsız insanlar gördüm.

Danimarka hükümetince, “Bunlar da burada takılsın.” “Fazla ilişmeyelim.” diye izin verilen Freetown Christiania bir pazarlama alanı.

Bölgenin yıllık gelirinin yaklaşık 185 milyon euro olduğu tahmin ediliyor. Bu çarpıcı rakam bölgeye dışarıdan gelen insanlarında bu pazara dahil olmasına sebep oluyor.

Gidilmeli, görülmeli.

Yerinde değerlendirilmeli.

Ne özgürlüğün ne ütopyanın ne paylaşımın ne eşitliğin bu kadar ucuz olmadığı anlaşılmalı.


Christiana'yı anlamak için güzel bir belgesel adresini buraya bırakıyorum. İzlenmeye değer.


Ben yeniden Avrupa Birliği topraklarına dönmeyi tercih ederim.

Bye Freetown. Hello Downtown of Kobenhavn.

25 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page