top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıOnur Tatar

LONDONER

Hukuk eğitimim sonrası, hemen avukatlık mesleğine başlamam nedeniyle yurt dışı eğitim hep içimde bir ukte olarak kalmıştı.


“Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk”un başkenti, Londra benim için iyi bir fırsattı.

Bir ay süre ile King's Cross Residance'da tek kişilik odada konaklayacaktım.

King’s Cross, “Londra’nın Nişantaşı” olarak adlandıralabilecek bir bölge. İsmini King’s Cross – San Pancras Tren İstasyonu’ndan alan bölge, bundan 10-15 yıl öncesine kadar oldukça bakımsız bir bölge iken, şimdi Londra’nın en gözde adreslerinden birisi olmuş.

Dev bir tren istasyonu, onlarca residance, Thames nehrine bağlanan ve Camden Town’a uzanan küçük bir nehir, nehir kenarında dinlenme ve koşu alanları, nehir kenarında harika kafeler, küçük parklar ve harika pub’ların olduğu King’s Cross, Londra’nın merkezinde size steril ve keyifli bir yaşam alanı vaad ediyor. Kolayca odama yerleştim.

King's Cross Residance'dan, metroya yürüdüğüm 10 dakikalık zaman dilimi, akan giden kent yaşamını ve telaşla işine yetişmeye çalışan birbirinden farklı onlarca insanı gözlemleme şansı verdi bana.

O günlerden kalma bir alışkanlığın kapısını da açtı bana: King's Cross Residance'ın kata özel mutfağında hazırlanan güzel bir kahve, elde termos, kulakta müzikle yeniden öğrenciliğe dönüş.

Yaşam bir deneyimler bütünüdür. Kendini ifade etmenin, sosyalleşmenin ve gelişmenin en güzel yollarından birisi farklı olanlarla bir arada olmaktır.

Londra; tek sesliliğin değil, farklılıkların adresi.

Benzerlerin toplandığı değil, çoğulculuğun hakim olduğu dünyanın en önemli başkentlerinden birisi.

Gücü de buradan geliyor belki.

Londra'da silah üreticisi işçilerin takımı iken, bir dünya devine dönüşen Arsenal'in

stadı “Emirates Arena”nın girişinde yazdığı gibi “Victory Through Harmony” “Uyumla Zafere Doğru” İşte Londra, Fransız futbol profesörü Arsene Wegner'in Arsenal'inin belirttiği gibi uyumla zaferin adresi.

Londra'nın merkezi Waterloo İstasyonu'na yakın, tarihi Roupel Street üzerindeki okulum işte bu uyumun bir parçası.

Londra'nın en yüksek binası The Shard'a, yerel pazar Borough Market'e yürüme mesafesindeki okulum küçük bir kolej havasında.

Güleryüzü ve esprileriyle Hintli hocam Arwin Sharma, Çinli konaklama sorumlusu sempatik Shan, İskandinav akademik personel Isa, İtalyan sınıf arkadaşlarım Victoria ve Jessica, meslektaşım Marco, futbol sevdalısı heyecanlı bir Akdenizli Pablo, onlarca Fransız, İspanyol, Alman, Latin, bu çok sesli müziğin birer notasıydı. Hepsi ile tanışmaktan o kadar mutluydum ki.

Bu duygularla başladığım eğitim, okul tarafından neredeyse her gün düzenlenen aktivitelerle aynı zamanda bir şenliğe dönüştü.

Ders kitaplarının arasına sıkışmadan, rengarenk pufların üzerinde başlayan sohbetlerimiz, akşamında keyifli kahkahalara bıraktı yerini.

Herkes kendi yaşamını, kültürünü, inancını, gelecek hayallerini anlattı sırasıyla.

İş yaşamındaki profesyonellerden oluşan sınıfımızda herkes İngilizce'yi ana dilin İngilizce olduğu bir ülkede öğrenme şansını en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyordu. Haftada 32 saatlik yoğun programın ardından adım adım gezmek, Londra'yı keşfetmek, hatta Londra'da kaybolmak yapılabilecek en güzel şeydi.



( Camden Town - 2017 )



Dünyanın en büyük müzelerinden British Museum'dan, Tate Modern'e, Wesminister ve Buckingam Sarayı'ndan, Big Ben'e, Chelsea'nın stadı Stamford Birdge'den, The Shard'a, Camden Town'dan, Covent Garden'a, Cafe de Paris'den, Tropicana'ya bir ay boyunda mimari, tarihi, sportif, eğlenceli, sanatsal ve estetik olanla buluştum.

Bu buluşmaya, Çin Mahallesi'nde, Borough Market'te, The Shard'ın roofunda lezzetli olanı da ekledim.



( China Town - London -2017 )

"Üzerinde Güneş Batmayan İmparatoluk"un başkenti Londra, her misafirini sarıp sarmaladığı gibi, eşsiz bir uyumla beni de konuk etti.


Londoner olmak ne güzel...


18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2_Post
bottom of page